| |
:: Her On Albümün Dokuzu Kötü :: |
|
Bahar mevsimini müzik dünyası Demet Akalın ve Gülben Ergen’in iki başarılı albümü ile geçirdi.Aralık – Ocak ayında Tarkan’la geçen günler yerini bu iki soliste bıraktı.Bunun dışında kalan isimlerin bu üç markanın gölgesinde kaldığını gördük.
Müzik dünyası adına pek parlak bir dönem geçirdiğimizi söylemek nerdeyse imkansız , üretimin hem niteliğinde hem de niceliğinde ciddi bir duraklama olduğun bir dönem içindeyiz. Eskilerden Selçuk Ural’ın albümü ve 3 Hürel için hazırlanan “Sonsuza Kadar” albümü olgun müzik dinleyicisine sunulan özel albümler oldu. Bu albümlere “Bir Zamanlar 4 “ albümü de eklenince nostalji tutkunları dinleyecek bir şeyler buldu.
Bu bahar en büyük sürpriz gençler için üretilen albümler de yaşandı , ilk kez gençlere yönelik hiçbir şey üretilmedi bu bahar.İş öyle olunca gençlere Demet Akalın daha rahat bir biçimde ulaştı.Saro adında genç bir arkadaşın Tanju Okan’a benzediği iddiası ile müzik marketlere sunulan albümünden tutunda pek çok yeni albüm ne radyolarda rotasyon alabildi ne de perakende de müşteri bulabildi.Maalesef son dönemlerde çok kötü albümler üretiliyor , bu kadar kötü repertuarları nasıl oluyor da albümlere koyuyorlar bilmiyorum. Bu kötü şarkıların kötü düzenlemelerine bir de vasat vokaller eklenince maalesef müzik dünyasında ciddi bir buhran yaşanıyor bu bahar.Herkes albümlerin korsandan dolayı satmadığını söylüyor ama ben bir kez daha Türkiye’de albümlerin niteliksiz ve kalitesiz üretimlerden dolayı satmadığını düşündüğümü tekrar söylemek istiyorum. Bu kadar kötü işi ardı ardına hazırlayıp şu yada bu şekilde sermaye bularak video klip çeken , onları yayınlatan ve müzik marketlere sunan zihniyetler sayesinde Türkiye’de insanlar artık müzikten sıkılmaya başladı. Bir toplum düşünün ki albüm satın almasın dünyada eşi benzeri az olan bu özellik son yıllarda müzik marketlere sunulan kötü albümler sayesinde kendi kendine oluştu.
Müzik dünyasında ciddi bir kakafoni yaşanırken prodüktörlerin bu kötü albümleri birer sanat eseri gibi sunmaları , daha sonra bizlere sözüm o sanat eserlerini dayatmaları ve istedikleri destekleri almayınca radyoların müzik direktörlerini , gazetecileri , dergilerin editörlerini ve hatta televizyoncuların müzik ve program seçicilerini üst mercilere , patronlara şikayet ederek adeta onlara baskı yapmaları ise ülkemizde prodüktörlük kavramının ne hallere düştüğünün bir diğer göstergesi.
Bence Türkiye’de albümler satmıyor derken bu suçu müziksevere yada ekonomik krize ya da korsana atmamak gerekiyor. Dünyada da olduğu gibi Türkiye’de de artık tüketici bilinçlendi para kazanmak zorlaştı , tüketim yaparken insanlar bin kez düşünüyor, karşılarına çıkan değişik mesaj bombardımanlarından etkilenerek kendi bireysel kararlarını veriyorlar. İş böyle olunca artık para – alışveriş aslanın ağzında oluyor. Şimdi bu kadar zorlaşan şartlarda insanlar bin türlü düşünüp albüm aldığı bir dönemde , bu kadar ardı ardına kötü işler sunulurken kimse kusura bakmasın hiç kimse gidip albüm almaz.Bence prodüktörler oturup suçu biraz kendilerinde arasınlar çünkü inanın piyasaya çıkan her on albümden dokuzu kötü bile değil felaket.
|
:: Bu Kategorideki Tüm Başlıklar ::
|